<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> 
<rss version="2.0"> 
<channel> 
<title>iktibas Kategorisi</title> 
<description>Semaver Dergisindeki iktibas kategorisine ait son yazılar</description> 
<link>http://www.semaverdergisi.com</link> 
<language>TR-tr</language> 
 
<item> 
<title>Sinemanin-Bosnali-kadinlara-borcu-</title> 
<description> Bosna-Hersek’te yeni bir toplu mezar bulunduğunu gösteren bir haber daha okudum yenilerde. Srebrenica kenti yakınlarındaki Zalezya köyünün çöplük olarak kullanılan alanının toplu mezar olduğu belirlenince kazı çalışmaları başlamış. Bosna-Hersek genelinde açılan toplu mezarlarda şu âna kadar 20 bin kişiye ait ceset bulundu. Yaklaşık 10 bin kişinin cesedi ise hâlen kayıp. Haberin altındaki fotoğrafta kazı yerinde görünen yaşlı kadının yüzündeki kaygılı ifade, Aide Begiç’in yönettiği Kar (Snıjeg)</description> 
<link>../Sinemanin-Bosnali-kadinlara-borcu--5967.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Kemal-Aljafari-Gazze-dunyanin-en-buyuk-hapisanesi-</title> 
<description> Altın Koza Film Festivali ertelenince Türkiye’ye gelemeyen Filistinli yönetmen Kemal Aljafari’ye ulaştık. Aljafari: Ambargoyla Gazze dünyanın en büyük hapishanesine dönüştü.  Filistinli Kemal Aljafari, ertelenen (dün eylül ayında yapılacağı açıklandı) Adana Altın Koza Film Festivali’ndeki ‘Filistin: Barışa Hasret’ bölümünde yer alanHatıralar Limanı / Port of Memory filminin yönetmeni. İnsani yardım için Gazze’ye giden Mavi Marmara gemisine İsrail komandoları tarafından saldırılar olmasaydı, içinde</description> 
<link>../Kemal-Aljafari-Gazze-dunyanin-en-buyuk-hapisanesi--5938.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Irkciligin-son-kalesi-Israil-</title> 
<description> Dedemle aramda tek bir tartışma konusu vardı: İsrail devleti. Bir gün, yirmi yıl kadar önce, görmediğim ve bilmediğim bir yer hakkında atıp tutmakla suçlamıştı beni. Geçerli bir tartışma yöntemi değildi elbet dedeminki. İnsan sadece gördüğü yerler hakkında fikir sahibi olacak değil ya! Ben hayatımda ne bir penguen gördüm, ne de Ateş Burnu’da bulundum, ama ikincisinde birincilerin yaşadığını bal gibi biliyorum. “Öde paramı, gidip göreyim!” demiştim; pek de ciddiyetle yapmadığım bu öneriyi kabul</description> 
<link>../Irkciligin-son-kalesi-Israil--5904.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Buradayiz-</title> 
<description>   ‘’Doğduğumuzda, daha henüz hiç kimse bizi Çingene-Roman diye aşağılamaya başlamadan önce, gül kokulu bebeklerden biriydik. Anamızın sırtındayken başkalarının gözünde sadece “acınacak” varlıklardık. Ve derme-çatma evlerimizden sokağa adımımızı attığımızda... Bizimle çelik-çomak, evcilik oynamaktan kaçanları gördükçe... Dönüp dönüp annemize sorduk: Neden? ABC’yi öğrenmek için üniformamızı giyip okula başladığımızda... Annemiz sandı ki, aynı üniformayla, fark edilmeyiz, kayboluruz</description> 
<link>../Buradayiz--5767.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Zaman</title> 
<description>   zamanın istirahattaki son vaktiyle ilgili mütaalada müruru zaman karinesi işletilip gerekli hükme varılmıştır. zaman öldürür. dürüst pırlanta yoktur. ışıldamalarının nedeni ;karanlıklarının çok olmasıdır. o da zaman alır. paranın üstünde yatan her hayatın kayma tehlikesi vardır. zaman yoktur. peki kimin neye hakkı vardır? kimin neyle ilgisi varsa onunla ilgili hakkı vardır bunun görünürlüğü ile ilgili tek bulgu zamandır  KASIM ÇALGIN</description> 
<link>../Zaman-5738.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Nurguz-Koyunde-Bal-var-mi-</title> 
<description>   Gece yoldaydım... Haberlerden Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği “Bal” filminin, dünyanın en prestijli festivallerinden Berlin Film Festivali’nde büyük ödülü kazandığını duydum. Ayrıca Ekümenik Jüri Ödülü de Bal’ın olmuştu.Türkiye’nin yeryüzünde ödüllendirilmesi benim ülkeye olan güvenimi artırır, bizi yoran günlük siyasal sığ bataklıktan sıyrılmamız halinde kanatlanıp uçacağımıza olan inancımı pekiştirir. Orhan Pamuk’tan Semih Kaplanoğlu’na gittikçe genişleyen parantezdeki uluslararası</description> 
<link>../Nurguz-Koyunde-Bal-var-mi--5659.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Yalan-ve-cocuk</title> 
<description>   Çocuğun yalana başvurmasını engellemenin en iyi yolu çocuğun doğru söylediği durumlarda onun bu davranışının övülmeye layık olduğunu vurgulamak, ödüllendirmek. Dürüst davrandığı zamanlar da yaptığı hatadan dolayı dövmek bağırmak çocuğu yalana iteceği için çocuğa özür dileme fırsatları tanınmalı, yaptığı hatalardan dolayı ağır cezalar verilmemelidir. Çocuklarımızda en korktuğumuz alışkanlıklardan birisi yalandır. Hikâyeler, masallar, şarkılarla; çocuklara yalanın kötülüğünü anlatmak</description> 
<link>../Yalan-ve-cocuk-5627.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Ahmet-Kaya-Adim-Adim-Olume-Nasil-Gitti</title> 
<description>   10 Şubat 1999’daki MGD gecesini herkes hatırlıyor... Ahmet Kaya o gün ödülünü alırken “Önümüzdeki kasetimde Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı söyleyeceğim ve Kürtçe bir klip yapacağım”demişti...Ve bu söz üzerine salonda bir linç atmosferi doğmuştu...  Sonradan Kaya ailesinden özür dileyen Serdar Ortaç, çıldırmakta olan kalabalığa daha da gaz vermişti... Magazinciler Şenay Düdek ve Müge Anlı, yapımcılar Tunca Yönder ve Levent Altınay Kaya’ya saldırmıştı, insanları Kaya’ya</description> 
<link>../Ahmet-Kaya-Adim-Adim-Olume-Nasil-Gitti-5615.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Manevi-arayis-ve-bulamayis-</title> 
<description>   Dün bu köşede lafı nerede bırakmıştık, hatırlıyor musunuz? Hani maalesef... Son zamanlarda tasavvufa gösterilen yoğun ilgide garip bir elitizm ve "iktidar gösterişi" de gözlemlediğimi söylerken... Bir yandan da içimdeki ses soruyor: Aslında nerede takılıyoruz? Daha doğrusu bu yolda neye takılıp tökezliyoruz da, hiç çaktırmamaya çalışıyoruz? Söyleyeyim... Kilit kelime konfor.  Haşmet Babaoğlu'nun yazısının tamamı İçin: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2010/01/29/manevi_arayis_ve_bulamayis   </description> 
<link>../Manevi-arayis-ve-bulamayis--5529.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Camlardan-camlarin-icinden-</title> 
<description>   Sabahın rutin taramasında... Gözüme ilişmedi adeta gözüm gidip habere yapıştı... ‘Saatler ağır ağır geçsin / Geçişi gibi bir cenazenin Özleyeceksin ağladığın saati / Çok çabuk geçtiği için /Geçişi gibi tüm saatlerin...’ Guillaume Apollinaire’e bayılırım...En favori şairlerimdendir... Arka sayfalarda adını görünce heyecanlandım. Meğer boşunaymış... Çünkü...  Mehmet Altan'ın yazısının tamamı için: http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mehmet-altan/camlardan-camlarin-icinden-241006.htm </description> 
<link>../Camlardan-camlarin-icinden--5526.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Tasavvufa-ilgi-ve-yeni-elitizm-arayisi-</title> 
<description>   Hani bir veli henüz diktiği gömleği aynı yerden söker tekrar dikmeye başlarmış... Bir daha, bir daha... Ne yapıyorsun, diye sormuşlar. Cevaplamış... "Nefsim beni meşgul etmeden, ben onu meşgul etmeye bakıyorum." *** Yazıma neden böyle girdim? Çünkü son zamanlarda tasavvufa duyulan ilginin artışıyla medyada da sık sık lafı edilen "nefs muhasebesi ve mücadelesi" kolay şey değildir. Bu işe girişmek, hakkında kitap okumaya, konferans dinlemeye, hikâyesini öğrenmeye ve hayalini kurmaya benzemez. Çünkü kadim geleneklerin</description> 
<link>../Tasavvufa-ilgi-ve-yeni-elitizm-arayisi--5520.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Istanbula-giydirilen-kultur-gomlegi</title> 
<description> İstanbul'un, Avrupa'nın diğer iki taşra şehriyle beraber, 2010 Kültür Başkenti ilan edilmesine sevinmeden önce bunun İstanbul için ne anlama geldiğini sorgulamak gerekirdi. Hazırlıkları epeydir süren "2010 Avrupa Kültür Başkenti" olarak nasıl bir İstanbul'u takdim ettiğimiz meselesi, yaklaşık 200 yıllık batılılaşma maceramızın en yakıcı sorusuyla yüzleşmeyi gerektirir. Temel soru şu: İstanbul bir Avrupa şehri midir? Ya da daha önce gündeme getirdiğim gibi: Avrupa (ve de biz) hangi medeniyete ait İstanbul'u</description> 
<link>../Istanbula-giydirilen-kultur-gomlegi-5500.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Komunizim-Arkasina-Gizlenen-Kapitalizm</title> 
<description>   Hırvat küratör kolektifinin (WHW) derdini kavrayabilmek için, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu Avrupa ülkelerinin çağdaş sanat konusundaki kimi meselelerine bakmalı. Batı Avrupa sanat tarihinden dışlanmış olmaları bu meselelerin en önemlilerinden biridir.  11. İstanbul Bienali’nin fena halde keskin küratörleri, Bienal’e eşlik eden ‘Metinler’ derlemesindeki yazılarında amaçlarını gayet güzel ve ayrıntılı olarak açıklıyorlar. Eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bir düzenin gerçekleşebilir ve hayati</description> 
<link>../Komunizim-Arkasina-Gizlenen-Kapitalizm-5163.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>London-Calling-efsanesi-30da</title> 
<description> PUNK rock türünün gelmiş geçmiş en önemli topluluklarından biri olarak kabul edilen İngiliz The Clash'ın efsane albümü London Calling 30 yaşında. Albümün 30. yıldönümü vesilesiyle basılan yeni versiyonu 14 Aralık'ta satışa sunulacak. London Calling'in yeni versiyonunda içinde The Last Testament: The Making of London Calling isimli belgesel ve üç şarkıya ait video kliplerinin de yer aldığı DVD'de bulunacak. </description> 
<link>../London-Calling-efsanesi-30da-5088.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Her-bes-saniyede</title> 
<description> Beş saniye ne kadar sürer? Neredeyse bir nefes alıp verinceye kadar… Yani bir nefes alıp verdiğimiz o kısacık zaman içinde dünyadan bir çocuk eksiliyor. Her beş saniyede bir çocuk ölüyor. Günde ortalama 17 bin çocuk… Yılda 6 milyon çocuk… Neden ölüyorlar? Açlıktan! Böyle bir gerçeğin üstünde yaşıyoruz hepimiz! Bırakın kalbinizi, bunu beş saniye zihninizde tutabilir misiniz? Her gün beş saniye! Her gün ölen 17 bin çocuktan sadece biri için 5 saniye yas tutabilir misiniz? Yapamazsınız! Yapamayız! Böyle</description> 
<link>../Her-bes-saniyede-5079.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>El-Cezirenin-Islam-anlayisi</title> 
<description> İletişim bilimci Susan Schenk "uluslararası televizyonlarda İslam imgesi" adlı yeni çalışmasında, El Cezire İngilizce'nin İslam'la ilgili habercilik anlayışının, diğer uluslararası yayın kuruluşları CNN ve BBC'nin yayın anlayışından çok farklı olmadığı gibi sürpriz bir sonuca ulaşıyor. Susan Schenk ile Loay Mudhoon söyleşti. Uluslararası medya, taraflı ve maksatlı yayın yapma ithamıyla sürekli karşı karşıya kalır. Bu ön kabul, önde gelen Arap haber yayın kuruluşlarından El Cezire'nin İngilizce</description> 
<link>../El-Cezirenin-Islam-anlayisi-5007.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Ibn-Rusdu-Bilmemenin-Ayibi-</title> 
<description>   Cevher Şulul, ileri sürdüğü görüşlerle Latin dünyasında siyaset ve din felsefelerinde büyük bir dönüşüme yol açmış olan İbn Rüşd'ün siyasal yazılarını yorumladı.  İbn Rüşd, siyaset felsefesinde devletin temel yapısını, ortaya çıkış nedenlerini, ahlâkî temellerini, siyasî toplumları ahlâkî bakımdan meşru kılan nedenleri, siyaset bilimi açısından iyi ile kötü toplum arasındaki farklılıkları, siyasî toplumlarda insanları birbirine bağlayan bağları konu edinmiş, anlamaya çalışmıştır.</description> 
<link>../Ibn-Rusdu-Bilmemenin-Ayibi--4998.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Kotulugun-Siradanligi-Giris</title> 
<description>   A.Turan Alkan'ın bir kere daha güzel bir yazısıyla karşılaştık (“Ruhumuzdaki faşist”, Zaman, 14 Kasım) geçen gün. Benim dünkü yazımda “Dersim Açılımı” başlığı altında gözden geçirmeye çalıştığım “uyanış' ile ilgiliydi bu yazı. Okuyanlar hatırlayacaktır; benim görüşüme göre, Onur Öymen'in Meclis kürsüsünden sarf ettiği malum sözler, beklenmedik biçimde “Dersim isyanı”nda olup bitenleri ülkenin bugünlerde hakkında en çok tartışılan konusu haline getirmişti. Bu çerçevede,</description> 
<link>../Kotulugun-Siradanligi-Giris-4997.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Gene-Yakalandi-Kurtlugum-</title> 
<description>   ‘Gene yakaladın’ dedim içimden, ‘gene yakaladın beni, gözyaşlarımın sebebi zalim Kürtlüğüm! Çözülememiş bir sorunun öbür adı kimliğim!’ Yolculukları severim genel olarak. Bir yerden bir yere gitmenin verdiği o tutku kimi insanlarda bağımlılık yaratırmış ya, ben de onlardan biriyim sanırım. Tüm o valiz hazırlama telaşı, kısa yolculuklara sıkıştırılmış keyifli sohbetler, yeni bir yerin izdüşümünün yarattığı hayaller... Bu duygularla İstanbul’dan Ankara’ya giden uçağımdaki yerimi</description> 
<link>../Gene-Yakalandi-Kurtlugum--4982.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
<item> 
<title>Devletin-vicdan-turnusolu-Guler-Zere</title> 
<description>   Sayın muktedir iktidarın yetkilileri; Tamam... Hocanızdı, hepiniz onun rahle-i tedrisatından geçmiştiniz. Size eleştirel bir bakışla yaklaşanları bir kaşık suda boğacak kadar tahammülsüzken sizi yerden yere vuran Erbakan’ı evindeki lüks tutsaklık hayatından kurtarmada hiç tereddüt göstermediniz. Risk, böyle zamanlarda alınırdı zaten. Eleştirilere kulaklarınızı tıkadınız ve hocanızı anında salıverdiniz. Vefanın bu kadarına gözlerimiz yaşardı. Sayın Ergenekonsever yargı... Tamam... Çoğunuzun gönüllerinizdeki</description> 
<link>../Devletin-vicdan-turnusolu-Guler-Zere-4913.html</link>
<date>--</date>
</item> 
 
</channel> 
</rss> 