Uzun yürüyüş  
Yazıyı Oylayın :
 
 
 
 
Evimde ne televizyon ne de internet var. Bu durum benim için yeni bir şey değil tabi. Bu yaşıma kadar, oturduğum hiç bir evde olmadı bu cihazlar.

Şimdilerde bir çok insana imkansız gibi gelen ve benim 'güneşli ve huzurlu yürüyüş' adını verdiğim bu süreci başlatan babamdı.

Henüz on üçünü sürdüğüm seksen dört yılıydı. Asker izniyle çok partili hayata bir kez daha geçtiğimiz günler yani. Komşuların çatısında pıtrak gibi antenler belirmeye başlamıştı. Gün geçmiyordu ki birisinin daha televizyon aldığı duyulmasın.  

Her yeniliğin en son bizim eve girmesine alışkındık ama bu sefer işin 'sonu' yoktu. Babam televizyon almaya yanaşmadı hiç.

Sekiz kardeş, derin bir üzüntü  duymasak da, ciddi sıkıntılar yaşadık. Her fırsatta konu, komşunun evine taşınıyorduk en başta.

Adile Naşit'i, Mahmut Öğretmeni, Toronagayı, tekmil kovboyları, Dallas'ı, Al yazmalım Asya'yı ve hatta Aşk Gemisi'ni komşuların ve teyzemin oğlunun bakkalında ki televizyonda tanıdım.

Bu zorlu süreçte yaptığımız epeyi uzun soluklu kaçamaklar yüzünden azarda işittik, dayakta yedik babamızdan.  

Fakat liseye başladığım yıllarda evimizde televizyon olmasını isteyen bir kişi bile yoktu. O yıllarda babamız bu kararı tamamen bize bırakmıştı. 'Alalım derseniz hemen alırım.' diye fikrimizi ne zaman sorsa kimse almaktan yana oy kullanmazdı.

Bu ret oyu, bir kırıklıktan dolayı değil, artık içimize nasıl yerleştiyse, gerçek bir istemezlik hali, yüzde yüz özgür bir tercihti.

İşin başında, babamla istemeyerekte olsa çıktığımız yola, şimdi ben ve iki kardeşim gönüllü olarak devam ediyoruz.

Fakat her şeyi olduğu gibi anlatmazsam hem gerçekler eksik kalır hem de sizleri yanıltmış olabilirim.

Evimde, kendini milyarlarca insan sevdiren o cihaz yok ama, bir laptop ve çocuklara tahsis ettiğim bir bilgisayar var. Her ikisi de 'ne koyarsan eline, onu sürer yüzüne' hallerinde makineler. Yani işin esprisini zedelemiyorlar.

Bu durumda da akla, dünyayla irtibatı  nasıl sağladığım gelebilir. Elbette gezegenimizde olup bitenlerle ilgileniyorum. Bunu da en sessiz ve en az kafa şişirecek yol olan yazılı medyayla gerçekleştiriyorum.

Hem gündemden bihakkın haberim oluyor hem de adım 'kosofa' veya 'ota' çıkmıyor!

Böylece, medya işini 'yazılısından' hallederek, Kurtlar Vadisi başta olmak üzere bir yığın diziden ve temrine, görüntü kirliliğine bulanmış haberlerden uzak kalıyorum.

Ama zaman değişti. Zaman benim çocuk olduğum günlerden çok farklı. Bu 'yolun' devamı var mı yok mu emin değilim.

Çocuklar hızla büyüyor ve CD, DVD teknolojisiyle de olsa, bütün çizgi film kahramanlarından haberdarlar. Yarın okula da başladıklarında televizyonsuzluk işi sarpa sarabilir.

Yani işler 'bir zamanlardaki' gibi sade ve duru değil. Ben  babamın yolundan gitmeyi deneyeceğim yinede; en azından halis niyetim odur.

Tek fark demokratik usule biraz daha erken (ilkokul üç veya dördüncü sınıfta) geçmeyi düşünmemdir. Bunun sebebi de, şimdinin on yaşlarındaki çocuğunun, bizim zamanımızın en az on beş yaşındaki çocuğa karşılık gelmesi. Artık o gün geldiğinde, çıkan karara, istediğim gibi olmasa bile, uyacağım.

Ben televizyonsuzluğu gerçekten seven ve bunun anlatılmaz iyi bir şey olduğuna inanan biriyim.

O cihaz en başta, yetkin bir zaman ve sevgi hırsızıdır.

Eğer evimde televizyon olsaydı, muhtemelen çocuklarımla şimdiki kadar ilgilenemez, bazen yaptığımız gibi, birlikte saatlerce oyun oynayamazdık.

Yeterince kitap okuyamazdım.

Boş boş oturup tavana bakamaz, ışığı söndürüp aklıma takılan bir hatıraya gönlümce üzülüp sevinemezdim.

Arkadaşlarla otururken, zihnimizin en az bir kaç lobunu bir diziye veya anlamsızca dönüp duran bir habere rehin vermeden sohbet edemezdik.

Anomali düzeyindeki ses ve görüntü  bombardımanı yüzünden, az veya çok, 'his yozlaşmasına' ve 'akıl körelmesine' mani olamazdım.

Bende olmayan ama hemen herkeste olan bir cihazı daha fazla kötülemenin alemi yok. Evimde olması durumunda, üzerimde göstereceği muhtemel etkileri yazıyorum. Umarım sıraladığım olumsuzluklar, televizyonla bir arada yaşamak zorunda olan herkes için söz konusu değildir.

Yani 'aptal kutusunu' seyreden herkes ona benzeyecek diye genel geçer bir durum olmasa gerek.

Durduk yerde değil, arkadaşların 'Artık evine internet al.' baskıları yüzünden girdim bu konuya.

Bir kaç sitede yazı yazarken ve üç vakte kadar da adamakıllı bir haber sitesinin içerisinde yer almayı düşünürken 'artık senin eve internet şart' diye diretiyorlar.

Bu taarruz karşısında, kuyruklu bir savunma yapamıyorum açıkçası. 'Yılların prensibi' ve benzeri klişelerle püskürtmeye çalışıyorum şimdilik.

Fakat özümün hissi şudur ki, internet almak, televizyon almak kadar sarsmaz beni. Buna eminim.

Bu son cümleyi 'internet alma girişimine' bir ısınma cümlesi olarak değil, sağlam bir itiraf olarak görün derim. Sonra mahcup olursunuz.

Ha, alırsam ne olur? Peşin söyleyeyim: mahcup olacak durumum yok. Kimseyle iddiaya

girmiş değilim. Sadece peşin hükümlü olmayın diye uyarıyorum.

'Her şey olabilir.' demekte fayda var.

Ya da hep beraber 'İyi oynayan kazansın.' diyelim.











Kasım Tiryaki tarafından yazılmış¸ Son 50 yazı :
          2009
Aralık
23




Kasım Tiryaki
tiryakizadekasim@hotmail.com


  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

güncel Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
1 Yorum Var.   
Yeni Yorum Ekle   
 

uçankuş           2009-12-25 14:33:00

televizyon gerçektende hayatımızdan bir çok değeri götürdü.tabiri caiz ise kendi değerlerini topluma yerleştirmiştir.hayatımızın dizi senaryolarından pek bir farkı kalmamıştır.sosyal yaşam gerçek değerler üzerine değil sanal içi boş gösteriş tarzında bir kıvam almıştır.kesinlikle televizyon ve internet ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz yapabilirsek tabi talakı salase ile boşamak yerinde olacak.


  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-09-10 02:09

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com