Toplumsal Kimlikler  
Yazıyı Oylayın :

Birey toplum içinde varlığını idame ettirirken genellikle kendine sosyal bir aidiyet zemini ihtiyaç hisseder. Bu durumu bir anlamda insanın sosyal bir varlık olmasına da verebilirsiniz. Bu ülkemizin sosyal dokusunun bir gerçekliği olarakta karşımızda durmaktadır. Bu durum bazen bir sivil toplum, bir siyasi parti aidiyeti, bazen de hiçbir kuruluşta bezi tarağı bulunmaz, bu bireylerde toplumun doğal bir üyesi olarak hayatlarını sürdürürler.

Kimlikler gelişmekte olan toplumlarda biraz daha arızı bir tanım ve anlam duygusu yaratıyor izlenimi veriyor. Ülkemiz bu anlamda bir mozaik görevi görüyor desek abartılmış olmaz.

Sosyal sorunların temelinde ayrıştırma odaklı olmasa da kimlikler, bireyin kendi varlığını tanımlamada bir tavra dönüşmek bakımında her zaman sosyal risk unsuru olarak algılanmıştır. Bu sorun çoğu zaman devlet aklının egemen olduğu zamanlarda rücu etmiştir. Kolektif aklın sağduyusunda bu süreç toplumsal bütünleşmenin bir zenginliği olarak görülmektedir.

Kimlikler geçmişte çoğulcu toplumun gereği olarak kabul görmüş/vücut bulmuş, modern toplumda çok kültürlülük referans koduyla somut anlamlar ifade etmektedir.

Çok kültürlülük olgusu modern toplumun en anlamlı referans kodu olarak, toplumsal alanda yaşanmaktadır. Devletlerin uluslaşma politikalarının sonucu olarak tek tip insan ve toplum olgusuna karşın, çok kültürlülük olgusu ciddi anlamda yaşamsal bir realitedir. Çok kültürlülüğün siyasal ve toplumsal yansımasında, modern dönemde müzakereci demokrasi bağlamında sağlıklı çözüm mümkündür.

Toplumların tüm geçiş aşamalarında, aslında çoğulcu toplum, çok kültürlülük her daim zenginliğini, güzelliğini korumuştur.

Fakat 'aydın, siyasetçi, bürokrat' üçgeninde bu zengin ahenkli bir yaşam profili, çoğu zaman politize edilerek toplumsal ayrıştırmanın temelleri bağlamında kaşınmaktadır. Beraberinde sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlar tetiklenmektedir.

Türk toplumu yıllardır sağ, sol siyaseti, etnik kimlik üzerinde politik manevralar, sosyal organizasyonlar üzerinde akla ziyan hamleler yapılarak taraflar politik arenada kullanılmıştır. Ciddi bedellerde ödenmiştir.

Çok kültürlülük zemininde toplumsal mutabakat yüzyıllara dayanmaktadır. Fakat etnik ayrımcılık her dönemde bir siyasal jenerasyonun besin kaynağı olma görüntüsünde bir türlü kurtulamaz bir ayrıştırma olgusu durumunda. Sistemin sürekli kapalı devre görünümündeki, turnusol kağıdı durumundadır. Modern dönemde çok kültürlülük toplumsal alanda toplumsal mutabakat olarak kendini inşa etmelidir. Bu sorunun çözümünde toplumda farklılıkların sesine kulak vermelidir. Bu anlamda sosyal organizasyonların birçoğunda kültür farklılıklarını algılamada ciddi bir farkındalık bilincinin gelişmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Toplumdaki zihin kalıplarında etnik yapılar ve dini ritüeller konusunda keskin bakış açıları mevcudiyetini muhafaza etmektedir. Sosyal ilişkiler öteki psikolojisi bağlamında algılanarak, sosyal hayata sınırlı bir hukuk olarak yansımaktadır. Bu süreci sosyal barışın inşasının önündeki en büyük handikaplardan saymak gerekir. Yakın zamanda kapsamlı olarak değerlendirilen alevilik meselesi, ortak aklın ikliminde çözüm odaklı bir sürece doğru ilerlemektedir. Bu gelişmeyi toplumsal kırılmalara karşı büyük bir adım olarak görmek mümkündür.

Bu toplumda nesillerin sosyal aidiyetlerini, kültürel zenginliklerini, etnik unsurlarını, siyasal tercihlerini bir zorunluluk değil hayatın bir gerekliliği/gerçekliği olarak yaşamasına imkan sağlamak gerekmiyor mu? İnsanlar etnik kimliklerinin, dinlerinin, renklerinin tercihi doğrultusunda dünyaya gelmiş değiller. Dilleri, renkleri, dinsel olguları bir tercih meselesi olarak değil, doğdukları toplumun yansımaları olarak varlıklarını sürdürürler. İnsanlar bu olguların çoğunu sorgulamada 'kader' algısı içinde yaşamayı tercih ederler. Burada istisnai olsada dinsel tercihler değişebiliyor, dil zenginleşebilir ama deri rengi ve etnik köken yaşamla ölüm arasında bakiliğini korur.

Yarınları kuracak nesiller, bugünkü handikapların faturalarını ödemek zorunluluğu var mı?

Çoğulcu bir toplum geleneğinden gelen bir neslin, bugünün kısır politize olmuş 'aydın, siyasetçi, bürokrat' üçgeninin kumpasında enerjisini harcamasına değer mi?

Bu jenerasyonun kendini yıprattığı fazlasıyla yeter de artar. Yeni döneme bakiye olarak serzenişler, kayıp hayaller, ümit kırımları, dumura uğramış karakterler değil niteliğin eğemenliği, erdemin zenginliği, hoşgörünün esenliği yansımalıdır.

Yeni neslin önüne ülkenin özgünlüğü, özgürlüğü; dünya barışına, kardeşliğine, adaletine katkı yapan güçlü bir inşanın sorumluluğuyla hareket bilinci konmalıdır.  Dünün tecrübesiyle, bugünün hamasetinde uzaklaşarak, yarının merkez ülkesini inşa etmenin sorumluluk idraki içinde hareket edilmelidir.











Eyüp Karataş tarafından yazılmış¸ Son 50 yazı :
          2009
Haziran
15




Eyüp Karataş
eyupkaratas@semaverdergisi.com


  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

makale Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
2 Yorum Var.   
Yeni Yorum Ekle   
 

neriman           2009-06-18 20:23:00

dün de bugüne değişen ne var ban umutlu değilim fazla


Semaver Okuyucusu           2009-06-17 19:48:00

allah razı olsun ..konu çok güzel ama tema biraz karışık ..fazlaca akademik bir dil kullanılmış...değerli kardeşim unutmayalımki beşeri ideoloji ile din hiçbir zaman ve zeminde ortak bir oluşumda buluşamaz çünkü birinin inşaasını beşer diğerinin inşaasını ise YARATAN teşekkül etmiştir..allah kolaylık versin..selam ve dua ile..


  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-03-13 03:13

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com