Televizyon  
Yazıyı Oylayın :
Almanya zenginliğin, hayalin, rüyanın ülkesiydi çocukluğumuzda.
 
Otomobil sahibi adamlar, Renkli çizmeler, eğlenceler, gezmeler, bol keseden atanlar hep oradan gelirdi. İlk defa
 
gördüğümüz ilginç aletleri de Almanya’dan gelenler getirirlerdi. Ama orada ne şartlarda çalıştıklarını, nasıl muamele
 
gördüklerini, hasretlerini ve kırıklıklarından haberimiz yoktu. Sene de bir, on beş gün bilemedin bir ay madalyonun
 
yalnızca bir yüzünü görürdük. Öteki yüzünden haberdar olacağımız günlere daha çok vardı.
 
 
Elektrikle beraber insanlar, o gücün getirdiği aletlerle de peyderpey tanıştı. Ama hiçbiri televizyon kadar etkili
 
olmamıştır köylüler üzerinde.
 
 
Evine elektriği ilk çekenlerden biride Almanyacı (bizim orada söylendiği üzere; Alamancı) Şevket Dayıydı. Aynı yıl
 
yanında, en küçüklerinden birde televizyon getirmişti. Evine elektriğin çekildiği günün akşamı, televizyonu iç içe
 
geçmiş birkaç kutunun içinden çıkardı. En küçüklerinden bir şeydi ve şimdilerde görmediğim dikdörtgen bir şekli
 
vardı. Kasası sarı, camı bombeliydi. Söylediğine göre, bu kutunun içerisinde bütün dünya halleri birebir
 
seyredilebilecekti. Bu günün insanına çok sıradan gelen bu söz, o zaman bizim aklımızı döndürmekten daha fazlasına
 
müessirdi. Elbette doğru söylüyordu ama görmeden de kimse inanamazdı böyle bir iddiaya.
 
Gurbetçi büyüğümüzün, Almanya’ya gittikten sonra yaptırdığı iki katlı beton evin büyük salonu her yaştan konu
 
komşuyla dolup taştı. Hiçbir yaş grubu ötekinden daha az heyecanlı değildi o akşam.
 
 
Meraklı bakışların önünde Şevket dayı, heyecansız ve sıradan devinimlerle televizyonun fişini prize taktı. O an,
 
inanamasak bile, ekranda insan veya hayvan her neyse, dünya da görüp durmakta olduklarımızın benzerlerini
 
görmeyi bekledik. Beklenen olmadı. Ekranda yalnızca, daha sonraları literatürümüze ‘karıncalı’ olarak girecek,
 
durmadan kıprayan beyaz ve siyah noktalar belirdi. Sonuç, bizim için büyük bir hayal kırıklığı, şevket dayı için
 
giderilmesi gereken ehemmiyetsiz bir arızaydı. Fakat o akşam bütün çabasına karşın sorunu gideremedi.
 
Televizyonda bir şey görmemiştik ama ilk heyecanımız gitmiş, büyü bozulmuştu bir kere. Öyle ki, televizyonun ne
 
zaman tamir edildiğini ve doğru dürüst bir ‘görüntüyü’ ilk ne zaman seyrettiğimizi anımsamıyorum.

 

 











M.Fuzûlî Geçer tarafından yazılmış¸ Son 12 yazı :
          2009
Mart
14




M.Fuzûlî Geçer



  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

hikaye Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
1 Yorum Var.   
Yeni Yorum Ekle   
 

Semaver Okuyucusu           2009-03-14 15:37:00

çok iddialı bir şekilde başlanılan yazının sonucu getirilememiş.Bir hikaye mi, yoksa duygusal bir dönemin paylaşıldığı bir anı mı yok sa hafiften bir makale denemesi mi pek anlayamadım. keşke biraz daha özenilseydi.


  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-09-10 02:26

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com