SU EFENDİ  
Yazıyı Oylayın :
SU EFENDİ

Devir, kandillerin dehrinde, şehir kasaba siluetindeymiş… Sokaklar taş döşeli, duvarlar kerpiç işlemeli, tokmakları dövme demirdenmiş… Dergâhlar ise kesme taştan, direkleri gürgen ağaçtan, kapıları dut ve ağacındanmış… Avluda bulunan çeşme altıgen havuza akar, dervişan ise kendini her an şefkatle kuşatan semanın altında yaşarmış… Avlunun köşesinde hamuşan her daim ayaktaymış. Bahçe ortasındaki şadırvan, damla damla terler, zar zar titrermiş.

Haftalar cumadan cumaya geçerken, aylar cumalar ile sayılır, yılların geçtiğini ramazan, işlenen günahlarıysa kurban hatırlatırmış… Bahçesinde yanan kandilleriyle bilinen dergâhın sokağında her gece, derinden derine bir hareket ve hareketten süzülen halvet halkası oluşurmuş… Bu dergâhta, gündüzleri her taşın gölgesinde ibadet, geceleriyse kandillerin nurunda letafet varmış…

Bir varmış, bir yokmuş…

Pir varmış, bir yokmuş…

Dervişan tarihin bilinmez köşesinde yaşarmış…

Taş örgülü odalarda, görülen rüyalar anlama kavuşur, bazen dünya rüyalaşır, bazen mana bedene kavuşurmuş.  Dervişan medreseye adım attığında, defaaten bilgisinden sual olunurmuş. Lakin seyre yeni başlayanlar gün boyu süren cevap yarışında, doğru cevabı “hiç” veremezmiş.

Dersler güneşin tebessüm eylediği zamanlarda avluda, şadırvana bakan alanda yapılırmış. Havanın titrediği demlerde ise küçük dergâh odaları âşıklara mekân olurmuş.

Dervişlerin başında pir varmış, bir yokmuş. Adı, şanı, mahlası… Hocaları, yer ehli ve gök ehli onu “Su Efendi” olarak tanır, bilirmiş. Dergâh bir havuz, içinde hazret, bekleyenler de aşıkanmış. Havuza düşen her bir damla sıçrarmış. Bu sıçrama öze kavuşmanın sevinci,  su ile hemhal olmanın neşesiymiş.

Dergâhta geceler, bir başka lahzada geçer, gökte yıldızlar dervişler şerefine kayarmış. Her masal da, bu varmış… Bir varmış bir yokmuş… Su Efendi’nin mekânında kubbeler, kubbelerde hilaller, üzerlerinde Rahman’ı haykıran yıldızlar varmış. Meşk daim olunca, aşıkan sabahlar, dervişan akşamlarmış.

Bir varmış, bir yokmuş…

Pir varmış, bir yokmuş…

Çok konuşmazmış Su Efendi. Elinde abanozdan tespihi, dilinde Hakkın sükûtu ile dervişanla hemhal olurmuş. Gereksiz laf eden olursa letafetle uyarır: “Her laf kırk boğumdur efendiler! Otuz dokuzunu içinizde tutun, anlamazlar belki, zedelerler…” dermiş.

Günün birinde bir yolcu gelmiş dergâha. Ziyaret halvete dönmüş bir anda. Çile kavuşunca başlamış. Adı Toprak Efendi’ymiş. İsimlerin unutulduğu dergâhta Su Efendi’ye zahir olmuş Toprak Efendi. Öyle ya, önce su halk edilmiş, sonrasında da suyun belirebilmesi için toprak… Su bulununca bozulurmuş toprağın hükmü. Bu, toprağın yaratılış sırasındaki hürmetiymiş suya karşı. Toprak cesedin, su ruhun gelip geçtiği vasıtaymış bu âlemde.

Toprak Efendi kelam ile hane hane döşemiş ruhunu. Kelam Kur-an’mış, Kur-an ise bütün kâinatın ortak lisanı… Toprak Efendi kırk gün kalmış dergâhta. Kırk kapıdan geçmiş. Kırk kapıya ermiş. Kimseler bilememiş. Kırk günün sonunda yanına Su Efendi’yi de alarak ayrılmış dergâhtan. Ermişler kırk gün beklemiş. Aşıkan kırk kapıya, dervişan kırk meczuba sormuş…

Kırk birinci gün dergâha bir mektup ulaşmış…  Kırk gün hatimler okunmuş… Kırk gün eller af makamında açılmış… Mektubu bal mumu ile sıvamış dervişan. Okuyanın lal kesilmiş dudakları. Okumayan bin pişman…   Kırk yıl sürmüş bereket. Topraklar yedi vermiş, çeşmeler yedi akmış, Su Efendi’nin mektubu yedi kıtayı dolaşmış.

Bilenler mektubu anlatmış. Bilmeyenler meraktan kıvranmış. Cümleler gönülden gönüle kanatlanmış. Dilden dile yayılmış. “Erenler” diye başlarmış cümleler:

“Erenler! Su ayna gibidir, her şey suya akseder. İyi bilin ki kirli su yoktur, kirletilmiş su vardır. Toprak ise suya vekâlet eder.

Allah’ın meşgul olduğu kişiyi, hiçbir kuvvet korkutamaz. Bunu sakın unutmayın! Böyle bir kul, toprağa verildiği zaman ne böcekler, ne de çıyanlar cesedine yanaşamaz. Amma korkularından değil, sadece edeplerinden yanaşamaz. Zira toprak, o kul kendine tertemiz döndüğünden ona kıyam eder… Nihayetindeyse o kabre NUR iner vesselam”











Ceyhun Emre Teoman tarafından yazılmış¸ Son 23 yazı :
          2009
Nisan
25




Ceyhun Emre Teoman
cemreteoman@semaverdergisi.com


  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

hikaye Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
4 Yorum Var.   
Yeni Yorum Ekle   
 

Zafer YILDIZ           2009-07-09 17:04:00

Mana denizinden Ceyhun olmuş kaleminle gönüllerimizi tebessüm ettirdin...Gönlüne sağlık...


rıfat terli           2009-07-02 17:04:00

muhteşem.. muhteşem... sonsuz tebrikler


niran demir           2009-05-31 10:53:00

ceyhun emre teoman. hikaye ve masal bu kadar mı birbirine yakışır. semaverdergisi.com'un köşesine en çok yakıştırdığım kalem sizsiniz . su gibi aziz olunuz. saygılarımla niran


İbrahim TÜZER           2009-05-27 11:44:00

Su gibi aziz toprak gibi bereketli ol dostum. Kalemine gönlüne sağlık. Şelalelerden çağlayan suyun esintisini getiriverdin ruhuma. Toprakla olan aidiyetime bir halka ekleyiverdin. Muhabbetle kal...


  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-09-03 07:06

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com