Ötekilik edebiyatı üzerinden ötekilik aracı ….  
Yazıyı Oylayın :
Ötekilik edebiyatı üzerinden ötekilik aracı ….

Ötekilik edebiyatı üzerinden ötekilik aracı ….vizyon üzerine: Aynaya Yansıyanı Kendi Sanarak  Aynayı Fark Edememek ve bunun ötesine geçememek Üzerine bir deneme.*


Gündelik hayatın yarattığı ve yaşattığı sorunlardan kurtulabilmek için insanlar,

akşam eve geldiklerinde,

-bizatihi  olarak katıldıkları, yaşadıkları en nihayetinde  varoldukları hayata-

külfetsizce ve sorumsuzca,

elemsizce ve kedersizce

ve sadece imgesel ve görsel olaraktan, seyirlik olsun diye;

daha önce gün boyu deneyimledikleri hayatı,

evlerinde müthiş bir güvenle ve eminlikte  ötekileştirip,

ötekileştirmenin gereği ne ise, bunu hiçbir zahmete girmeden

yumuşak bir dokunuşla sağlarlar.

Modern zamanların insanının kamusal alanda kendini güvensiz hissedip bu güvensizliği   özel alanda telafi edebileceği zannıyla bir kaçınılmazlıktan bir olunmazlığa mecbur kılınıştır.

Evimiz bizim için dış dünyadan bir kaçış ve belki de bir sığınaktır. Burada her şey bizim ve öteki olmayanındır. Bu durum bize daha bir kuvvet verir.

Bu sığınak öyle bir sığınaktır ki ilk bakışta dış dünyadan kopuş,

izolelikmiş gibi durur ve insana öyle bir huzur verir ki,

amma nihayetinde,

bu bir yanılsamadır.  Zanlar ve sanılar kuşatmıştır hayatımızı

ve hem kendini bize hakikat diye sunar,

biz onlardan,

o, bizden razı olalım diye.

Yanılsamadır.

Çünkü: varlığın kendi, bir yanılsama…

Bu kadar da değil derseniz şayet; evin sığınak olma yanılsaması şu biçimdir.

Gündelik hayatınızda her şey zamansal ve mekânsaldır:

Bu sebeple dünyanız yaşadığınız yerdir. Yaşadığınız yer ise üç beş olay birkaç yüz den ibarettir; hepsinden önemlisi,

Gerçekler ve siz onları deneyimlemektesiniz ve etkileşmektesinizdir.

Evinizde ise: evin, içindekiler ve dışındakiler var.

Dışındakiler, sizin bir dokunuşla varlığını evinize dahil ettiğiniz fakat mevcudiyeletleri sizce sadece görsellikten öte gidemeyen gerçeksilerdir.

Bu gerçeksiler, öyle şeyler ki, gerçek kadar gerçek olamasa da;

gerçeğin yaptığı etkiden daha kalıcı etkiler bırakmakta hayatımızda.

 Onların yani gerçeksilerin, gerçekten tek farkı onların varlığının/ mevcudiyetinin bize bağlı olmalarıdır. Onların varlığı/mevcudiyeti biz onları kabul ettiğimiz yere kadar mümkündür.

Bizim varlığımız da, onlar için ise bir o kadardır. Biz, bize sunulan imgeler için neyi ifade etmekteyiz ki?

Bizim, onlar için anlamımız sadece niceliksel bulunmuşluğumuz da/ mevcud olmamızdadır. Yoksa ondan öte, ondan başka, ondan fazla bir şey değil. Kant’ın İçeriksiz kavramları veya Platon’un tümelleri gerçekliği ve kimliği olmayan ve sadece neliği olan kavramlar gibiyiz biz, varlık olan insanlar.

Tüm bunların özeti olarak desem ki,

Hiçiz , Adem iz.  Hata etmiş, haddi aşmış olur muyum olmaz mıyım artık oda sizin bildiğinize/bilemediğinize sayılsın; hiçin yanına başka ‘’hiçler’’ getirerek ve böylelikle hiçi hiç olmaktan çıkarmış olarak,

Elbette  bir şeyler yapmış olurum, bu dünyada olmayıp da, bu dünyada başka bir şeye benzemeyene yani: hiçe.

Bizler olsak olsak ancak hiçin izleriyiz. Onun çarpıtılmışı Âdem’den Adem-e, hiç ten …

Her neyse,

Bizler, zaman zaman, yaşadıklarımızın mı gerçek, yoksa gerçeklerin mi yaşadıklarımız olduğu tereddüdünü- çelişkisini yaşarız.

Siz bu soruya ne yanıt verirdiniz?

Acaba bunu hiç düşündünüz mü?

Bu soruya vereceğiniz yanıt hangi âleme ait olduğunuzun ipucunu verir sizlere; böylelikle, hangi dünyaya ait olduğunuzu, sorduğunuz soru ve verdiğiniz cevap belirler. Şayet kendinizi bilmiyorsanız, ne olduğunuzdan haberiniz yoksa iş daha bir içler acısıdır. Tabii ki kendinizi bildiğinizin garantisini kimler verebilir ki sizlere; en nihayetinde bu, bir entüistik/sezgisel  çaba gerektirir.

Arılaşma, öze dönüş, kendini kavrayış, kendine yöneliş, böylelikle kendini aşış;

Başka  bir ifade ile,

kendinden kaçış: beni terk ediş, aşkına varış.

Fena ve beka mı derler buna bu alemin yabancıları-gerçeğe vurgunlar gerçeksileri gerçek sananlar Doxalarıyla yaşayan. Doxadan kurtuluşu, logos/bilim: logosun/bilimin, doxanın bir türevi olduğunu uslarının ucuna getiremeyenler.

Gerçek ve gerçeksi, felsefi ve felsefemsi uslu ve usumsu.

Ters düz ediş,

ters düz ediliş: yaşanılan gerçeğin adı.

Aynaya yansıyanı, yüzümüz sanış;

aynanın hakikatini/ varlığını unutuş(unutmak), kendimiz sanış(aynadakini kendimiz sanmak);

aynayı var edici, kılıştır(halkı Halik etmek, aynayı halikleştirmektir).

Oysa ki ne gördüğümüz biz nede gösteren kendisi, artık olmuşuz tümden deli.

 Tüm bunlar mişlikler dünyası bunu kavrayış   - biraz acemice ama Descartes gibi sabah vakti çarşafı başına çekip derin bir dinginlikle ve sekinetle, meditasyonik  bir tarz ile  değil- fena ve beka oluş halidir.

Sorumuza dönecek olursak; acaba, yukarıdaki  soruya yanıt verilemeyeceğini hiç düşündünüz mü? Bu, soru olmanın ötesinde bir çok sorunu içeriyor.  

Sorunun cevabını düşünmekten ziyade soruyu düşünmek, insanın ufkunu açar; soruyu çürütür, ufku daraltmaktan ziyade. Doğru cevaptan, daha fazla;

 doğru soru, gerçeği açar. Cevaplar, hakikati örter; sorular, hakikati açar.

Cevaplar, hakikati dondurur, kısırlaştırır, metalaştırır ve çoğaltır.

 Sorularsa, hakikati uçarılaştırır, kayganlaştırır, arılaştırır,  kendileştirir ve tekleştirir.

Durduğunuz yer, yani mevcud olduğunuz alem, bir soru ve bu soruya verilecek cevapla tespit edilir görünse de diğer  bir bakışta tespit edilemez. Her ne kadar, eğitim hayatımızda hep bu çeşit bir mevcudiyet sınavına tabi tutup nihayetinde vereceğimiz a,b,c,d,e türünden yanıtlar ile dünyamızın belirlenir olunduğundan ve hayatın cevaplarla değil de hep sorularla anlam kazandığı, hiç mi hiç düşündürülmediğimizden; düşünmeyen bir toplumda yaşayıp, Rodin’nin Düşünen Adam heykelini bile Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin bahçesine koyacak kadar düşünebilmeyi suç sayan ve düşünmeyi ruhsal sorun olarak niteleme yanılgısına düşebilen; psikolojiyi,  ilm-i Nefs olarak değilde İlm-i Ruh  olarak çevirecek kadar hem Ruh hem de İlm kavramaların ırzına geçebilen okumuş ve okumamışlar/ okutulmuş taifesinden  olan sizler ne bekleyebilirsiniz ki.

Sapla samanı bir tartıp ağırlığı saman cinsinden yazan ve bunu da bilmişlikle gerçekleştirdiğini farzden bir toplumdan, aydınlarından siz daha fazla ne bekleyebilirsiniz ki.

Bize biz olduğumuz ve başka bir şey olamadığımız şuurunu veren görsel imajlar alemi olan ….vizyonlar kamusalın özel alana taşınması imkanını oluşturarak ben ile ben olmayan çelişkisini mümkün kılarak  vûcudi olanın kurucu  ilkesi  ayniliği yürlükten düşürecek bir yeni  mantığa, modern mantığa kapı aralamıştır. Ötekileştirmenin ötesinde, ötekileştirdiklerimizle  ötekileşerek yani  kendiliğimizden vazgeçişe şahit olmakta ve bunu hiç olmuyormuşcasına bir normallikte/olgunlukta  karşılamak, kimliğimizin bizce kaybedilmediğinin bir belirtisi olarak algılanıyor.

Alışılmış, bildik,  mantık kalıplarının dışına çıkıp; ters düz edilişin,  ötelenişin,  kendinde olanın ve kendinden olmayanın bir aradalığının büyük bir huzurla hazmedilişine razı olan bir çağın yeni ontolojisi ile karşı karşıyayız.

Kimlik inşa eden ve yıkan ….vizyon, kavramları ve onların arkasındaki dünyayı hiç yok olmayacakmışçasına tüketen kemiren bir anlayışın aracı olmuştur hayatımızda.

* Biraz uzunca bir başlık oldu: umarım idare edersiniz.

 

             

 

 

 

 

 

 











Zeki Çoban tarafından yazılmış¸ Son 23 yazı :
          2010
Ocak
10




Zeki Çoban
zekicoban@semaverdergisi.com


  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

makale Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
Hiç Yorum Yapılmamış
ilk yorum yapan siz olun !   
Yeni Yorum Ekle   
 
  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-03-12 15:59

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com