Kapıların Gizemli Dili II  
Yazıyı Oylayın :
 
Gündelik yaşam o kadar hızla akıp gidiyor ki, eskiden su gibi diyorlardı zaman için, sanırım şimdilerde oda teknolojiye uydu civa gibi hızla kayıp gidiyor elimizden, nemi bile kalmıyor. Bu bizim mi, zamanın mı yoksa her ikisinin suçu mu seçim yapmak gerçekten zor.

Fark etmeden, dama taşları gibi teker teker kaybettiklerimizden hangisini yerine koyabiliyoruz? Bunlardan biri ve şimdilerde o kadar unuttuğumuz için fark edemediğimiz komşuluk ilişkileri ve şimdilerde yar etmekten korktuğumuz ve insanlara uzanan yardım elimiz.

 Araba ile giderken yolda birini gördüğümüzde kaçımız korkmadan durup yardım etmeyi düşünüyoruz ve hemen vazgeçiyoruz. Belki duyarsızlıktan belki de korkudan, birbirimizden korkar olduk. Kapıyı yardım için çalanlara, korkumuzdan açamıyoruz şimdilerde.

Bunları yazarken aklıma eskilerde elektronik postama gelen bir hikâye takıldı.

Çölde devesinin üzerinde yol almakta olan bir bedevi, güçlükle yürüyen ve susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış. Adam bedeviyi görünce su istemiş. Bedevi devesinden inmiş ve adama su vermiş. Suyu içen adam susuzluğunu giderip biraz kendine gelince, birden bedeviyi kenara iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış. "Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!". Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, merak ederek nedenini sormuş. Bedevi demiş ki: "Eğer bu olayı başkalarına anlatırsan, kulaktan kulağa yayılır ve insanlar bir daha çölde yardıma muhtaç birini gördüklerinde yardım etmezler."  

Günümüze ne kadar çok benziyor değil mi? Yardım için arabaya aldıklarımız ya canımıza ya da malımıza kast eder korkusu ise görmezden gelir olduk.

Bu kapıya sığınmak anlamına geldiği için ev sahibi ihtiyacı olan kişiye kapısını açar ve elindeki imkânlar çerçevesince yardımda bulunurmuş. Şimdilerde bu tokmakların yerini alan zilleri çalanlar da  bu eski insanlardaki nezaket yerine, açana kadar zile basıp durur hale geldiler.Bizler de  bu sefer kim ne satıyor, ne kötülüğü dokunacak diye kapının deliğinden bakıp tanımadıklarımıza kapılarımızı açamaz olduk. Tıpkı korkup gönül kapılarımızı insanlara açamadığımız gibi yüreklerimizin de kapılarını kapatır olduk.

Benim için geçmiş, gelecekle aramızda bir bağ olmuştur her zaman. Geçmişin izinden yürürken bilmeden geleceğe ait izleri takip ederiz, onlara dokunuruz gülümseyerek. Eskilerde yardıma ihtiyacı olan insanların kapı halkalarına dokundukları onları tuttukları gibi. Kapıya sığınmak o eve sığınmak anlamına gelen bu hareket üzerine ev sahibi muhtaç olan kişiye kapısını açar ve elinden gelen yardımı, ilgiyi esirgemezmiş.

Ev sahiplerinin el kalıplarını çıkartıp yapılan tokmaklara da günümüzde rastlamak mümkün. El şeklindeki tokmakların da birer anlamı varmış. El şeklindeki tokmaklar evdeki fertlerin medeni durumları hakkında bilgi verir, yüzük parmağındaki alyans işareti, içeride yaşayanın evli, nişanlı ya da sözlü olduğunu simgelermiş. Avuç içlerinde tutulan yuvarlak cisim ise bereket ve bolluğu simgelediği düşünülen nar olurmuş.

Kapı tokmakları yörelere, şehirlere ve semtlere göre farklılıklar gösterirmiş. Niğde’deki kapı tokmaklarına baktığımızda genelde insan yüzü, horoz, kartal, köpek figürleri ile birlikte güvercin siluetleri dikkati çekerken, Diyarbakır’da kuş ve hanımeli şeklinde kapı tokmakları göze çarparmış. Günümüzde hala bu örneklere rastlamak mümkün.

Bugün İstanbul’un eski semtlerine bir göz atacak olursak hala birbirinden güzel örneklerine rastlayabiliriz. Özellikle Galata’nın arka sokaklarında ayakta kalmayı başarmış, zillere meydan okuyan edaları ile göze çarparlar.

Kapı tokmakları kültürel zenginliğin yanı sıra çıkardığı sese göre ev sahibinin zengin ya da fakir olduğunu da anlatırmış. Zengin birinin kapı tokmağı süslü, ağır ve pirinçten olduğu için tak-tak fakirin ise ucuz ve sade olduğu için tık-tık diye ses çıkartırmış. Sadece zenginliği ya da fakirliği değil aynı zamanda, ev sahibinin yaşı, medeni durumu, dini, sosyal ve kültürel kimliği hakkında da o kapıya baktığınızda fikir sahibi oluyormuşsunuz.

Ve tüm bunlardan sonra umarım geçmişte kaybolmasına izin vermeyeceğimiz o sese kulak verip, bir evde kapı tokmağı görüyorsak zil yerine onu kullanarak geçmişin sesine kulak verebiliriz.











Esin Sevgin tarafından yazılmış¸ Son 8 yazı :
          2010
Şubat
11




Esin Sevgin
esinsevgin@gmail.com


  Döküman Seçenekleri

Bu Dökümanı PDF Olarak indir. Pdf olarak Aç

Bu Dökümanı Word olarak indir Word Olarak Aç

Bu Dökümanı Yazdır Yazdır

Yorum Ekle Yorum Yap

kültür-sanat Kategorisinin Haber Akışına Abone Olun Abone Ol

Paylaş





 
 
12 Yorum Var.   
Yeni Yorum Ekle   
 

neslihan sekban           2010-03-01 10:44:00

esincim yüreğine sağlık çok güzel yazmışsın.beni çocukluğumdaki dede evimin tokmaklı kapısına götürdün.yazını okuduktan sonra içimde bir burukluk oldu.unutulan unutmasakta yapamadığımız,yapmaya korktuğumuz değerlerimiz....Ne acı... hayatmı bizi bu hale getirdi yoksa bizmi hayatı.Şimdiki kapı tokmakları bile eskiler gibi değil.ne varsa eskilerde var esincim. SEVGİLER


serdar ŞENOL           2010-02-28 18:15:00

kapıların batıni yorumları vardır...Eski iranda kutsal adamlara "bab" kapı diye ünvan verilirmiş...bu yaşamdan öbür yaşama geçmeyi anlatırmış kapılar "kapıyı açtım ve diğer odaya geçtim" ölümün diğer adıymış "kapı" Gaziantep in güzel bir sözü vardır "gümüş kapıları kapayan rabbim senin için altın kapıyı açsın" derler...bende size diyeyim Esin hanım...


Fuat ORHAN           2010-02-24 09:42:00

Sevgili Esin gönülümüze sevgi tokmağınla yeni bir kapı açtın.hayat boyu tüm iyi ve güzel kapıların sana hep açık olasını diliyor.Eline ve yüreğine sağlık diyorum.


ibrahim kapaklıkaya           2010-02-15 16:47:00

Kapıların tokmaklarına bile zengin anlamlar yükleyen bir medeniyetin mirascısı olmak ne büyük onur! Ama öbür yandan yazınızda anlattığınız kadar birbirimize yabancılaşan da biziz. Safranbolu'da her eve ayrı bir özellik vererek (havuzlu ev, hamamlı ev, çivisiz ev) kişilik kazandıranların, günümüzün şekilsiz gökdelenlerini dikenlerin atası olduğuna inanmak güç. Umarız gönüllerimizdeki yücelik, yardımseverlik, sevgi, doğruluk ve nezaket duygularını kaybedip, günümüzün ruhsuz çelik kapılarıyla kapatmayız kalplerimizi tüm insanlığa. Elinize sağlık, tebrik ediyorum!


gülnaz ılgar           2010-02-13 00:23:00

canım benim gönlüne sağlık...güzel kalbinin kapılarını açmışsın yine ardına kadar...yazını bitirdiğimde yüzümde bir gülümseyiş peyda oldu...çünkü bir evin kapısında hem tokmak hem zil varsa mutlaka tokmağı kullananlardanım ben de...hatta tokmağı kullanmaya kullanmaya sesini unutmuş olan ev sahibine tokmak sesiyle ulaşamamışımdır da ev sahibi bile niye zile basmadın diye sormuştur...çok ilgiç değil mi...sevgiyle öpüyorum canım...


Serpil Gül Paçal           2010-02-12 16:52:00

yazının anlamı çok güzel olmuş.. çelik kapılarda da tokmak gibi bir çengel var. ama nedense vurulduğunda sadece boş bir ses veriyor. gürültü gibi geliyor. eskinin ahengiymiş meğer kapının sesi.. yazın çok güzel ellerine sağlık.


nejla osman           2010-02-12 16:15:00

Muthis guzel bir anlatim. Kutluyorum Saygilar


Aslı Reyhan DİLER           2010-02-12 15:33:00

Ne güzel yazmışsın yine Senseim klavyene sağlık;) Hikaye çok etkileyiciydi..Bedevi kadar düşünceli kaç insan kaldı ki acaba :) Dilenciliği meslek haline getiren insanlar ile gerçek ihtiyaç sahiplerini ayırabiliriz inşallah.. sevgiler..


gülben arzu gülmez           2010-02-12 15:02:00

esincim yüreğine sağlık çok güzel olmuş.beni eskilere götürdü.zamanında farkında olmadan açtığımız kapıların içimizde hala yeri olduğunu farkettik.


vildan kaptan           2010-02-12 13:47:00

Canım esinciğim... Yazın da senin gibi hassas, sevgi dolu ve eğitici....Çok beğendim.Günümüz hayat felseefesini, dejenereliğimizi ne kadar yumuşacık anlatmışsın...Yazılarının sürekliliğini temenni ediyor seni kocaman öpüyorum....


Semaver Okuyucusu           2010-02-12 11:46:00

Esin Hanım, Yine harika yine mükemmel bir yazı. Çok içten, çok gerçekçi. Sizi çok tebrik ediyorum. Bu güzel kalbinizden yansıyan yeni yazılarınızın devamını bekliyorum. Sevgiler…


Sevinç BOZACI           2010-02-12 11:29:00

Esin Hanım, Gönül kapısı sevgiyle hep açık olan, sizin gibi birini tanıdığım için çok şanslıyım. Yalın, samimi duygu ve düşünceleriniz hep böyle parlasın gönül kapınızda. Ve bizlere yeni yazılar olarak yansısın. Elinize ve kalbinize sağlık. Sevgiyle kalın.


  YENİ YORUM EKLE
 



Adınız Soyadınız:

E- Mail Adresiniz :
Mail Adresi Gösterilmeyecektir.

Yorumunuz :

Güvenlik Resmi : (Karakterleri Giriniz) :
Güvenlik resminde gördüğünüz karakterleri yandaki kutuya giriniz

2010-09-10 02:22

SEMAVER KÜLTÜR SANAT PORTALI
Künye | Telif Hakları Yasası | Destek Bannerları | Reklam
editor@semaverdergisi.com