|
Gündelik yaşam o kadar hızla akıp gidiyor ki, eskiden su gibi diyorlardı zaman için, sanırım şimdilerde oda teknolojiye uydu civa gibi hızla kayıp gidiyor elimizden, nemi bile kalmıyor. Bu bizim mi, zamanın mı yoksa her ikisinin suçu mu seçim yapmak gerçekten zor.
Fark etmeden, dama taşları gibi teker teker kaybettiklerimizden hangisini yerine koyabiliyoruz? Bunlardan biri ve şimdilerde o kadar unuttuğumuz için fark edemediğimiz komşuluk ilişkileri ve şimdilerde yar etmekten korktuğumuz ve insanlara uzanan yardım elimiz.
Araba ile giderken yolda birini gördüğümüzde kaçımız korkmadan durup yardım etmeyi düşünüyoruz ve hemen vazgeçiyoruz. Belki duyarsızlıktan belki de korkudan, birbirimizden korkar olduk. Kapıyı yardım için çalanlara, korkumuzdan açamıyoruz şimdilerde.
Bunları yazarken aklıma eskilerde elektronik postama gelen bir hikâye takıldı.
Çölde devesinin üzerinde yol almakta olan bir bedevi, güçlükle yürüyen ve susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış. Adam bedeviyi görünce su istemiş. Bedevi devesinden inmiş ve adama su vermiş. Suyu içen adam susuzluğunu giderip biraz kendine gelince, birden bedeviyi kenara iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.
Bedevi arkasından bağırmış. "Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!". Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, merak ederek nedenini sormuş. Bedevi demiş ki: "Eğer bu olayı başkalarına anlatırsan, kulaktan kulağa yayılır ve insanlar bir daha çölde yardıma muhtaç birini gördüklerinde yardım etmezler."
Günümüze ne kadar çok benziyor değil mi? Yardım için arabaya aldıklarımız ya canımıza ya da malımıza kast eder korkusu ise görmezden gelir olduk.
Bu kapıya sığınmak anlamına geldiği için ev sahibi ihtiyacı olan kişiye kapısını açar ve elindeki imkânlar çerçevesince yardımda bulunurmuş. Şimdilerde bu tokmakların yerini alan zilleri çalanlar da bu eski insanlardaki nezaket yerine, açana kadar zile basıp durur hale geldiler.Bizler de bu sefer kim ne satıyor, ne kötülüğü dokunacak diye kapının deliğinden bakıp tanımadıklarımıza kapılarımızı açamaz olduk. Tıpkı korkup gönül kapılarımızı insanlara açamadığımız gibi yüreklerimizin de kapılarını kapatır olduk.
Benim için geçmiş, gelecekle aramızda bir bağ olmuştur her zaman. Geçmişin izinden yürürken bilmeden geleceğe ait izleri takip ederiz, onlara dokunuruz gülümseyerek. Eskilerde yardıma ihtiyacı olan insanların kapı halkalarına dokundukları onları tuttukları gibi. Kapıya sığınmak o eve sığınmak anlamına gelen bu hareket üzerine ev sahibi muhtaç olan kişiye kapısını açar ve elinden gelen yardımı, ilgiyi esirgemezmiş.
Ev sahiplerinin el kalıplarını çıkartıp yapılan tokmaklara da günümüzde rastlamak mümkün. El şeklindeki tokmakların da birer anlamı varmış. El şeklindeki tokmaklar evdeki fertlerin medeni durumları hakkında bilgi verir, yüzük parmağındaki alyans işareti, içeride yaşayanın evli, nişanlı ya da sözlü olduğunu simgelermiş. Avuç içlerinde tutulan yuvarlak cisim ise bereket ve bolluğu simgelediği düşünülen nar olurmuş.
Kapı tokmakları yörelere, şehirlere ve semtlere göre farklılıklar gösterirmiş. Niğde’deki kapı tokmaklarına baktığımızda genelde insan yüzü, horoz, kartal, köpek figürleri ile birlikte güvercin siluetleri dikkati çekerken, Diyarbakır’da kuş ve hanımeli şeklinde kapı tokmakları göze çarparmış. Günümüzde hala bu örneklere rastlamak mümkün.
Bugün İstanbul’un eski semtlerine bir göz atacak olursak hala birbirinden güzel örneklerine rastlayabiliriz. Özellikle Galata’nın arka sokaklarında ayakta kalmayı başarmış, zillere meydan okuyan edaları ile göze çarparlar.
Kapı tokmakları kültürel zenginliğin yanı sıra çıkardığı sese göre ev sahibinin zengin ya da fakir olduğunu da anlatırmış. Zengin birinin kapı tokmağı süslü, ağır ve pirinçten olduğu için tak-tak fakirin ise ucuz ve sade olduğu için tık-tık diye ses çıkartırmış. Sadece zenginliği ya da fakirliği değil aynı zamanda, ev sahibinin yaşı, medeni durumu, dini, sosyal ve kültürel kimliği hakkında da o kapıya baktığınızda fikir sahibi oluyormuşsunuz.
Ve tüm bunlardan sonra umarım geçmişte kaybolmasına izin vermeyeceğimiz o sese kulak verip, bir evde kapı tokmağı görüyorsak zil yerine onu kullanarak geçmişin sesine kulak verebiliriz.

Esin Sevgin tarafından yazılmış¸ Son 8 yazı :
|