| |
|
|
|
|
 |
Saldırılar devam ederken Rafah sınır kapısında beklerken ağlıyordum. En çok da yanlış bir hareketini gördüğümde eleştirdiğim bir Mısır’lının sözüydü beni ağlatan : Şimdi daha iyi anlıyorum, Niye Üstad Hasan El-Benna “İslam Türkiye’den yükselecek” demişti. Hala da aklıma geldikçe ağlatır ya neyse. Bir sürü Müslim ve Gayri Müslim memleketten insanın olduğu yerde size farklı bakan göster olduğunu zannetmiyorsunuz, bizzat görüyorsunuz. İslam Birliği’nin bir üyesinin hatta liderinin Avrupa Birliğine girme isteğinin ne kadar farklı bir olgu olduğunu şimdi daha anlıyorum. Hatta bazı hakikatli Müslümanların bize kızması ne kadar da hoşumuza gidiyordu aslında: Siz diyorlardı, İslam’ın liderliğini, bizim liderliğimizi bırakıp yüzünüzü Batı’ya, sırtınızı Doğu’ya, Bize döndünüz. En çok da 1924 diyorlar…
Gazze’den gelen yaralılar, Mısır ambulanslarına geçiyor, oradan da en yakındaki hastane olan El-Ariş hastanesine geliyordu. Tabi ki taşınabilecek kadar iyi olanlar. Tabi ki kara harekatının 3 e böldüğü sırada güneydekiler. Onların yüzünde arıyordum Gazze’yi ta ki içeriye girinceye kadar. Rafah sınır kapısının Mısır tarafında düşen bombayı da, bombayı atan uçağı da, bombanın sesini de, bombanın dumanını da görüyorduk. Gördüğümüz için bir daha ağlıyorduk. Biz ne için oradaydık? İçeride ölen insanlar vardı ve biz de içeriye tıbbi yardım götürmeye çalışıyorduk. Ta ki Ateşkes ilan oldu. Ama ne ateşkes. Günde birkaç kişinin yaralanmasını ya da ölmesini kabul edebileceğiniz bir ateşkes.
9 kişilik Yeryüzü Doktorları ekibi yola çıktı. Bir yüreğin 9 parçası. Büyük bir kalbin 9 hücresi. Batan dikeni çıkarmaya çalışan 18 el. Toza bulanmak isteyen 18 ayak. Yerde yatmayı göze almış 9 sırt. Şunu da bilin bu 9 beden saldırılar devam ederken gitmeye niyetlenen, canını bir kenara koyanların bedenleridir. Temsil ettikleri kurum ve aynı inancı paylaşanlar adına yola çıkanlardır. Sırtlarında çıktıkları topraklardan emanet dua, gözyaşı ve emek vardı. Geceleri ağlayanların verdiği. Ağzı dualıların verdiği.
Bekledik kapıda. 4 gün. Atasözü haline gelmiş, “Bukra(Yarın) İnşallah” dediler hep. Biz de canu gönülden İnşallah dedik. Kendi sözümüz olarak. Gazze’ye giriyorduk. Gazi Gazze’ye. Rafah’ın Mısır tarafından Gazze tarafına ilk önce. Toprak değişti, insan değişti solunan hava değişti. Kapıda karşılayanlar vardı bizi. Yüzleri gülerken. Doğruca Şifa hastanesine. Şifa hastanesi. Ya Rabbi sen Şifa Hastanesindekilere Şifa ver.
Hepimiz bir amelle uğraştık. Kimimiz Ameliyat yaptı, kimimiz temaşa eyledi. Hayretimizi celbetti. Yıkılan bahçeler, harap olmuş evler. Asfaltın kabahatini anlayamadı hiç birimiz. Ahıra niye bomba atıldığını muhtemelen hiç anlayamayacağız.
Gazze’deyse neredeyse hiç ağlamadım. Neredeyse. Çünkü onurun, haysiyetin, şerefin, sevginin orada hala olduğunu görünce ancak sevinçten ağlar insan. Hele bir de Gazze’de dolaşan bir Türk iseniz. Masal kahramanısınız demektir. Bize Hayrennas dediler. Bizi çok özlemişler. Bizi çok seviyorlar. Bize hala hayranlar. Bizim onları özlediğimizden, sevdiğimizden ve hayran olduğumuzdan çok daha fazla hem de. Halbuki biz neredeyse kaybediyoruz kıymetlilerimizi.
Bizi bekliyor Gazze. Bütün diğer Dünya Coğrafyalarının olduğundan daha az değil. Kongo da, Pakistan’da, Afganistan’da, Bosna’da ve Gazze’de de bizi bekleyenler var. Bizi tanımadan sevenler var. Hele bir de doktorsanız daha fazla bekleniyorsunuz. Yeryüzü Doktorlarını bekliyorlar. Yeryüzü gönüllülerini. Hala yeryüzünde yaşayanları…

Mehmet Güllüoğlu tarafından yazılmış¸ Son 4 yazı :
|
|