| |
“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm yurtta ve yavru vatan Kıbrıs’ta büyük coşkuyla kutlandı” cümlesinin devletin resmi yayın organı TRT başta olmak üzere tüm televizyonlarda ilk haber olarak verildiği bir günü geride bıraktık. 89 yıl önce kurulan meclisteki fotoğrafla yakından uzaktan alakası olmayan meclis fotoğraflı ülkemiz, bu 23 Nisan’ı yukarıda bahsettiğimiz haber başlıklarındaki
“ coşku”
kelimesine rağmen biraz daha sönük kutladı. Aslında her sene daha sönük kutlamaya da devam ediyor.
1920’de yeni meclisin kurulması, 1923’te de devletin yönetim şeklinin Cumhuriyet olarak belirlenmesinin ardından, 1938’e hatta 1950’lere kadar devam eden çağın modası ulus devlet olma, uluslaştırma politikası devletin tüm organları tarafından kullanıldı. Bu süreçte “ Köylü milletin efendisidir” cümlesinde köylülere; “Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız” cümlesinde sanatkarlara vurgu yapılmıştır. Bunun gibi söylenen bir çok vecizede,
öğretmeninden esnafına, tacirinden memuruna toplumun her katmanındaki kişilere
“siz üstünsünüz, bu vatan sizin, siz bu ulusun en önemli yapıtaşısınız fikri” , uluslaşma sürecinde devlet adına başarılı bir hamle olarak ortaya konmuştur.
İşte bu sahiplendirme projesi içerisinde milli bayramlar da unutulmamış, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı çocuklara, 19 Mayıs ise gençlere hediye edilmiştir. Yaklaşık seksen yıldır devam eden bu süreçteki uluslaştırma çabası, günümüzde eski dozunda olmasa da devam etmektedir. Kutlamaların en önemli adresi olan Ankara 19 Mayıs Stadyum’unda görev alan ya da başka bir deyişle öğretmenleri tarafından adları listelere eklenen çocuklar, aylarca süren hazırlıklardan sonra tek tip yaşam biçimi ve prototip insan modelini yansıttıklarının farkında değillerdir. Ellerindeki kartonlarla tribünlerde oluşturdukları sloganlar, 80 yıldır hiç değişmemiştir. Milli egemenlik, bağımsızlık, cumhuriyet vb… Bunların yanına özgürlük, eşitlik, adalet hiçbir zaman yazılmamıştır. Çünkü devlet bunların var olması konusunda bugüne kadar hiçbir zaaf göstermemiştir(!)
Adında adaleti ve kalkınmayı barındıran iktidar partimiz, daha özgürlükçü daha katılımcı bir demokrasi ve yaşam vaadiyle halkın yarısının oyunu almayı başarmıştır. TRT Şeş ve buna benzer açılımlar hükümetin özgürlük anlamında hanesine artı olarak yazılırken, aldığı büyük desteğe rağmen hükümetimiz milli bayramlarda klasik, şekilci kutlama biçimlerinin değişimi konusunda bir adım atmayı hala başaramamıştır. Elli yıl, hatta seksen yıl önceki kutlamalarda veya ulusa sesleniş konuşmalarında yöneticilerin kurdukları cümlelerle bugünkü yöneticilerimizin kurdukları cümleler arasında fark bulunmamaktadır. Bugüne kadar en özgürlükçü hükümet olarak düşünülen şu anki yönetim, 19 Mayıs Stadı’ndaki tribünlerde kartonlarla oluşturulan sloganlarda adalet, eşitlik veya en uç örnek “hedef Avrupa Birliği” yazdırabilecek midir? Bu zor gözüküyor.
Tüm televizyonların ekranlarının köşelerinde al bayrak üzerine Atatürk silüetli şekilleri yer alırken; şekilciliğin ve zorunluluğun bir örneği de esnaflar da ve dükkan camlarında yaşanıyor. Çocukluğumda bu esnaf ağabeyler bayrağımıza ne kadar çok sahip çıkıyor, hepsi milli bayramlarda dükkanlarını bayraklarla donatıyor diye düşünürdüm. Sonradan öğrendiğim, milli bayramlarda dükkanına bayrak asmayanların yasal olarak cezalandırıldığı bilgisiyle epey şaşırmıştım. Her şeyi kural olduğu için yapan toplum, bir süre sonra sevgisini ilgisizliğe ve daha sonra sevgisizliğe bırakacaktır, bu kaçınılmaz bir durumdur.
Son yıllarda 23 Nisan kutlamalarının en büyük anekdotlarından birisi de; eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın uyanıklıkla meclis başkanlığı koltuğunu imam hatipli bir çocuğa ya da gerçek yaşıyla bir gence bırakmasıydı. Bu olayla ilgili tartışmalar bu yıl yaşanmadı. Aslında yapılan işte yasalara aykırı bir şey yok. Koltuğa en büyük lise öğrencilerinden biri
oturuyor. İmam hatip öğrencilerinden hafız olanları 3 yıl hafızlık eğitimi aldıkları için 21 yaşında lise sonda oluyorlar. Bu da onlara bir günlük meclis başkanı olma sıfatını kazandırıyor. Burada asıl sorgulanması gereken, CHP başta olmak üzere muhalefetin, imam hatipli bir gencin bir günlük meclis başkanı olmasına tahammül edemezken, yaptıkları icraatlarla halkı kendinden soğutmaları, partilerini muhalefete mahkum eden siyaset anlayışları ve bunun sonucunda yedi yıl süreyle imam hatip kökenli birini başbakan olarak tutmalarıdır
23 Nisan’ın çocukluğumdan kalan en önemli cümlesi “
Bugün 23 Nisan, hep neşeyle doluyor İnsan” cümlesiydi. Poyrazköy’de çıkarılan cephanelik sonrasında, 23 Nisan günü bayramını kutlayan bir çocuğumuzun babasına yönelttiği, babacığım “ Bu amcalar bu silahları oyun oynamak için mi” yer altına gömdüler? Biz de bu oyundan oynayalım mı ? ” cümlesi sonucunda, babasının hık huk inlemeleri ve içinde kem küm barındıran cümleleri ile verdiği cevap bizi karamsarlığa itmeye yetiyor. En özgürlükçü olduğu söylenen hükümetimizin bile şekilci ve klasikleşmiş ulusçu söylemlerden vazgeçemediği, kutlamaların tarzının değişmediği, Poyrazköy ve bilumum yerlerdeki cephaneliklerin demokrasi üzerinde gölgeler oluşturarak ulusal egemenlik bayramında milletin egemenliği konusunda soru işaretlerinin olduğu bir günde insan neşeyle dolamıyor.
“Bu gün 23 Nisan Hep Endişeyle Doluyor İnsan”

Semaver tarafından yazılmış¸ Son 12 yazı :
|
|